Bağırsaklarımızın vücudumuzun ikinci beyni olduğu, duyguları hissedip, hafızaya aldığı ve hatta birinci beyine iletmeden bir çok tehlikeli sinyali tek başına hallettiği fikri size nasıl geliyor? Tuvalet alışkanlığınızın saati, stresli durumlarda tuvaletten çıkamadığınız durumları bir düşünün.

 

BAĞIRSAK BEYİN İLİŞKİSİ

 

İnsanın sindirim sistemi omurgadan daha fazla sinir hücresi ile çevrilmiştir. Bu nedenle vücudumuzun ikinci beyni olarak nitelendirilir. Peki sindirim sistemimiz de düşünüp, hissedebiliyor mu? En son araştırmalar, sindirim sistemi ile ruhsal süreçlerin, düşünüldüğünden çok daha sıkı bir biçimde birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. 19. Yüzyılın ortalarında, Alman Nörolog Dr. Leopold Auerbach bir bağırsaktan parçacık aldı ve bunu basit bir mikroskopla incelediği zaman onu hayrete düşürecek bir olayla karşılaştı. Bağırsakların duvarında, iki katmanlı, sinir hücrelerinden oluşan bir iletişim ağı mevcuttu. Bu ağ, incecik olup iki kas tabakası arasına gizlenmişti. Dr. Auerbach, mikroskobundan baktığı zaman aslında insan vücudunun hükümdarını bulduğundan hiç haberi yoktu. Bağırsaklar, sindirim sisteminin kumanda merkezi olup sadece besleyici maddelerin birleşimi, tuz oranı ve su miktarı gibi kaba değerleri analiz etmekle kalmaz, besin emilimi ve dışkılama mekanizmasının yanında, uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların hassas dengesini de kontrol eder. Bağırsaklarda bulunan bu nöronlardan bazıları beyinde de bulunan ve halk arasında “mutluluk hormonu” adıyla bilinen “serotonin” sentez ediliyor. İşin ilginç tarafı ruh halimizin kontrolünde, depresyon ve agresyon da rolü olan serotonin bağırsaklarda beyinden daha fazla bulunuyor. Bu da bazı durumlarda uygun diyetin antidepresanlardan daha çok fayda sağlamasını açıklıyor.

 

ikincibeyin

Bağırsaklar vücudun en büyük organıdır ve savunma hücrelerinin % 70’i burada bulunur. Bağırsaklarda bulunan savunma hücrelerinin büyük bir bölümünün beyine doğrudan bağlantısı vardır. Hücreleri iyi ve kötü diye ayırt etmeyi öğrenirler, bu öğrenilen bilgi hafızalarına kaydedilir ve gerektiği anda yine etkinleştirilir. Bu işlemlerin çoğu, birinci beyinden tamamen bağımsız çalışır. Vücuda zehirli bir madde girdiği zaman bağırsaktaki ikinci beyin tehlikeyi ‘ilk’ olarak “hisseder” ve kafadaki birinci beyine tehlike sinyalleri gönderir, çünkü tehlike anında kafadaki beyin hazır olmalı, kişi midesinin ne durumda olduğunun bilincinde olup plana göre davranmalı, kusma, kramp ve ishal şeklinde tepki vermelidir.

 

Bağırsak ve beyin ilişkisine dair bir çok bulgu ve araştırmalar var. Bunun en güzel örneği aslında spastik kolon diye bilinen rahatsızlık. Bilim adamı Mayer “Kaşıntı yaratan bir kazağı düşünün, belli bir zaman sonra bu kaşıntıyı hissetmezsiniz. Sağlıklı kişilerde sindirim sistemden gelen uyarılar çok yüksek bir eşik atlamak zorundalar, ancak ondan sonra bilinç onları algılıyor. Yani uyarıların girişi baskı altındadır. Spastik kolon da ise bağırsağın engelleme mekanizması çalışmıyor ve her belirtiyi direct beyne gönderiyor. “ şeklinde konuyu açıklıyor. Nasıl oluyor da ruh halimizi koruyan bu mekanizma devre dışı kalabiliyor? Başlıca sebep dizginlenmemiş stres döngüleri… Örneğin ağrı veya imtihan korkusunda sürekli tuvalete giden tanıdıkları görürsünüz. Kafadaki beyin, bilinçli veya bilinçaltı stresin ve korkunun yükünü hissettiğinde, bağırsaklarda, özellikle, bunun için ayrılmış bağışıklık hücreleri aktive oluyor. IBS hastaların %40’ ında panik, korku atakları ve depresyon görüldüğünü ve bunun bağırsak ve ruh sağlığı arasında vahim tepki zincirinin en büyük delili olduğunu da gösteriyor.

 

PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARDA BAĞIRSAKLAR

 

Bir çok bağırsak hastalığı psikosomatik hastalıklar olarak değerlendirilmektedir. Yani mide ve bağırsakların ruhsal halimizden etkilendiği ve ona gore rahatsızlıklarının oluştuğu belirlenmiştir. Özellikle içe dönük, duygusal insanlarda mide rahatsızlıkları çok görülür. Vücudun tam merkezi olan bu organlarda heyecanlanınca kelebekler uçuşan, üzülünce yumruk oturandır. Bilim adamları; şizofrenide de bir bağırsak-beyin bağlantısı olduğunu çok ciddi bilimsel bulgularla kanıtladılar. Otizm ve şizofreni dışında; DEHB, disleksi, dispraksi, epilepsi, bipolar bozukluk gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşayan hastaların da farklı derecelerde sindirim problemleri yaşadığı biliniyor.

 

Her bireyin yararlı mikroorganizmalardan oluşan bağırsak florası vardır. Floranın korunması bağırsakların çalışması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu florayı alınan ilaçlar ya da yanlış beslenme alışkanlıkları bozabilir. Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet bağırsak florasının koruyuculuğunu artırır. Fermantasyon ürünleri (turşu, yoğurt, peynir, sirke, tuzlama yiyecekler) bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırırlar. Pastörizasyon, gıdalardaki probiyotikleri büyük ölçüde tahrip eder. Probiyotikten en zengin gıdalar anne sütü ve yoğurttur. Yeni doğanın bağırsak florasının kaynağını doğum sırasında yutulan annenin vajinal florası oluşturur ve anne sütü ile bu floranın devamı sağlanır.