İlk olarak Bowlby’nin 1958’de bağlanma terimini kullanmasının ardından pek çok araştırmacı, bebeğin annesine duyduğu ve daha çok doğuştan getirilen; sosyal ilişkilerin başlangıç noktasını oluşturan bu ilişki biçimini araştırmıştır.

Bowlby den önce anne bebek ilişkisinin bu kadar önemli olduğunu gözlemlemeyen psikologlar davranışların sonradan öğrenildiğini ve ilişkilerinde davranışlara göre şekillendiğini söylüyordu. Daha sonra Freud dürtü kuramı ile birlikte kişilerin anne ve baba ile kurduğu ikili ilişki ve özdeşimlerle davranışların değiştiğini öne sürdü. Ancak onun teorisinde bile anne ve bebek ilişkisinin tüm hayatı etkileyecek temeli oluşturduğu söylenmiyordu. Bugün bile bağlanmanın doğumdan sonra 6 ile 24 ay arasında gerçekleştiği söylense de doğum öncesinden annenin bebeği kabulü ile başlayan bu süreç insanın tüm kişiliğinin temelleridir ve bu da yaşadığı hayatın tümüne etki edecektir.

Anne ile kurulan bağın çeşidi gereği hayatımız boyunca kuracağımız ikili ilişkilere yaklaşımımız da aynı olacaktır. Bu süreçte patron, arkadaş, öğretmen ya da en önemlisi eş… Yaşadığımız ikili diyaloglarda sürekli aynı sorun etrafında dönüyor olmak bizim bağlanma stilimizden kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenle kendinizdeki bağlanma örüntüsünü öğrenmek ebeveynliğinizi, eşliğinizi, arkadaşlığınızı ve kendinizi tekrardan keşfetmek gibidir. Peki hangi bağlanma örüntüleri vardır?

  1. Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanma, bağlanma nesnesinin kendini bebeğine bırakarak, doğanın akışında ilerlemesini sağlamaktır. Bebek zaten Dünya’ya bağlanma davranışları ile gelir. Anne ile bebek belirli bir zaman sonrasında birbirine uyumlanmayı öğreniyor ve birbirlerinin tepkilerine göre küçük canlı hayatı deneyimlemeye başlıyor. Bebek ise yetişkinlik yaşamına ait geniş bir tolerans penceresi, zor anları tolere etme, doğru yorumlama ve hatta bu zor anlarını bir öğrenme, büyüme fırsatına çevirecek kapasiteyi bu bağdan öğreniyor. Çünkü anne ilk dönemlerinde bebeğin stres anlarında onu rahatlatarak duygularını düzenlemesini sağlıyor. Anne bebeğin duygularını hissederek ona göre yaklaşımını yaptığında bebek kendi güvenli alanını kurmuş, ihtiyacı olduğunda ise güvenli üssünü kurmuş oluyor.

2.Kaçınmalı Bağlanma

Bebek aç olduğunda, alt değiştirme dönemlerinde ya da ilk ayrılık kaygılarının hepsinde anneye sığınmak için sinyaller gönderir. Genellikle ağlama ile birlikte seyreden bu sinyaller esnasında bağlanma nesnesi olan anne geri çekilir ya da bebeği iter, ya da fiziksel olarak yapmasa bile ruhunda kabul etmez ise bu ilişkiyi bebek kaçınmalı bağlanma durumuna geçer. Bebeğin yanındayken bile ağlamasına geri sıçrayarak, göz temasından uzak bir tepki vermesi bebeğin bu durumu zaman içerisinde bu şekilde kabullenmesine ve dış Dünyayı bu şekilde kabul etmesine neden olur. Artık yanında anne olsa bile anneden çok oyuncaklarına ilgi gösterir. Çoğunlukla sakin, kendi kendine bir köşede oynar denilen çocuklar bu kategoridedir. Bu esnada çocuk Dünya’yı güvenilmez ve kimseye güven duyma düşünce kalıplarını oluşturmuştur.

3.Kaygılı Bağlanma

Bu bağlanma durumunda her iki bağlanma türünün karışmış hali gibidir. Anne bazen bebeğin verdiği sinyalleri duyar bazen duymaz. İlişkinin devamlılık arz etmemesi bebek için durumu güvensiz kılar Bebek bu sefer ne zaman geleceğini bilmediği iletişim için genelde kendini anneye bağımlı kılar. İlişkinin çocuğun her şeyi oluşu diğerine saplantılı olarak bağlanıp kendini unutma olarak kendini gösterir. Ebeveyn, bebek ile kendi duygusal ihtiyaçlarına göre ilişki kurduğu için bebeğin uyarılma azaltma ihtiyacı varken onu aşırı uyarılı hale getirebilir. Ne onunla ne onsuz denilen ilişki biçimleri kaygılı bağlanmanın kısaca özetlenmiş hali gibidir.

 

İşte bu bağlanma türlerinden hangisini anneniz sizin ile kurduysa sizde aynı örüntüyü hem evliliğinizde hem de kendi ebeveynliğinizde sergileme ihtimaliniz yüksektir. Bir kişinin annesi ile kaçınmalı bağlanma kurmuş olması onu ilişkilerde terk edilme korkusu içinde bırakırken, kaygılı bağlanma türünde kişi reddedilmekten korktuğu için ilişki kurmak istemez. Bağlanma türünün bu kadar önemli oluşu ile birlikte yaşamın ilk anlarında kurulan bu bağın değişimi mümkün müdür? Elbette mümkündür. Bir insan kendi elinde olmayan sebepler ile kurmak durumunda kaldığı bağlanma stili ile yaşamak zorunda değil, ancak farkına varmak durumunda. Farkına varmadığınız her anda siz eşinizi, çocuğunuzu suçlarken içinizdeki örüntüyü tekrar ettirdiğinizin farkına varmalısınız. Yoksa dışardan birinin  sizi tanımlaması çözüm getirmez. Bu nedenle gireceğiniz terapi yolunda iyi bir terapist ile birlikte yol üzerinde bağlanma stilinizin hayatınıza ne kadar yön verdiğini gözlemleyebilirsiniz.