Aile Dizimi uygulaması, enerji merkezli bir grup yöntemi olmasıyla şifalanmaya giden yolda diğerlerinden çok farklıdır ve tahmininizin üzerinde bir etkiye sahiptir. Bu yöntem, kişinin kendisinin ya da soyunun geçmişten gelen duygusal travmaları ile bugüne uzanan tüm ağır yüklerini enerji düzleminde açığa çıkarıp geride bırakmayı amaçlar. ‘Ateşin içinden geçmeden iyileşemezsin’ sözü tam da bu sahne içindir. Ancak yanlış ellerde hiç olmadığı kadar da tehlikeli bir sahne bile olabilir. Bu yazıda neleri çözüp iyileştirdiğini fazla açmak istemedim çünkü kişisel hikayeyi dinleyerek cevap vermeyi daha sağlıklı buluyorum.

Çalıştığımız bireysel ve Aile Dizimi gibi yöntemlere dair esas cevaplar tabiki bu kitabımızda.

 

Özelleştirdiğimiz Aile Dizimi formatı

Bu yöntem geride kaldığını sandığımız yaşamın karanlık yüzünü gözler önüne sererken geçmişten bugüne uzanıp geleceğimize de etki eden enerji hattını şifalandırmaya çalışır. Bu bağlamda kendi geçmişimizdeki istismar, şiddet, doğal afet, savaş, göç, ölüm, ihmal ya da kayıp gibi birçok duygusal travmanın yanında nesiller boyu taşınan ve kişiyi hedef alan karmik enerjiyi de düzeltmeye niyet eder.

Aile dizimi atalardan arınma veya bağ kesme yeri değildir. Aile dizimi ne günahlardan arınma ritüelidir, ne de tanrıların kurban istediği bir ayin. Bizim uyguladığımızda başka tür inanç sistemleri değil, kendi manevi değerlerimiz üzerinden sahneye bakılır. Psikoloji tarihinin araştırdığı, literatürde de yeri ve bu kitaptaki tüm örüntüleri de gördüğümüz ve morfogenetik alandır. Aktarımdan bilişsel çarpıtmalara, kurban tuzağından nesilden gelen travmalara, anne karnındaki hayatın etkilerinden kendini gerçekleştiren kehanete kadar onlarca psikolojik örüntünün sonuçlarını  gözler önüne serer. Kolektif olarak gelenler, aileden aldıklarımız ve çevrenin de etkileri ile ortaya bir ben çıkarır. İşte bu benin bugün yaşayıp adını koyamadığı her türlü kaosu, travmatik anıyı ve sonuçlarını en güzel gördüğümüz sahnedir Aile Dizimi. Gelenin gitmek istemediği, gelmeyenin yüzleşmekten korktuğu bir sahne. Zamanda yolculuk yapıldığı, birbirine iyi gelmek için niyet eden ruhların sorunun kaynağındaki karakterleri gerçek hisleriyle temsil ettiği bir alan. Aile Diziminde ölen atalara iftira yoktur, gerekirse yüzleşip duayla yad etmek vardır. Dizimde reankarnasyon, evrenin istedikleri veya ruh çağırma yoktur. Göktanrı, toprak ana gibi kavramlar da yoktur. Bilinçli tekniklerin yanında inanç, hakkediş ve en güzelinden niyet vardır. Kaçma veya yok sayma yoktur. En can alıcı yüzleşmeler vardır. Kin, nefret ve intikam yoktur. Affetme, kabullenme ve ayağa kalkma vardır. En güzel tarafı ise bilinç dışının engin topraklarında nedenini bilmeden yaşadığınız karmaşıklığı geride bırakma vardır. Aile dizimi özgürleşme ve yeniden başlamanın ilk adımıdır. Kalubelada verdiğimiz sözden hesap günü şeytanın “yapmasaydın” demesine kadar uzanan tüm yolculuğun anlamıdır biyerde. Köprüden önce son sıkıştır. Hayatın içinde şeytan en beter arşivleri önüne sürse de melekler müttefikindir. Geriye sadece iraden kalır ve irade her şeydir. Özgürleşerek iyileşme cesareti olan herkesin bizdeki yeridir Aile Dizimi.

Aile Dizimi, ismi itibariyle sadece aile ile alakalı görünebilir fakat öyle değildir. Çünkü tüm sistemi ele alır. Aile Dizimi çalışması çerçevesinde enerji çalışmaları (nazar ve göz, beddua gibi), ters giden hayat öyküleri, romantik ilişkiler ve arkadaşlık gibi aile dışı ilişkiler de çalışılır. Hatta Aile Dizimi içerisinde bazı soyut kavramlar bile çalışılır. Örneğin kişinin kaygı problemi varsa gruptan bir kişi kaygıyı temsil edebilir. Aynı şekilde yalnızlık, üzüntü ya da neşe gibi diğer duygular da temsil edilerek bu kavramların kişi ile olan ilişkileri enerjinin de yönlendirmesiyle gözler önüne serilebilir. Kısacası, Aile Dizimi kapsamında insan hayatında yer alan her türlü dinamik yaşayış, özellikle kişinin hayatını zorlaştırıcı problemler işlenebilir. Genel itibariyle Aile Dizimi atalarımıza uzanan bir geçmiş ile gelecek yaşamımızı şifalandırmayı amaçlar.

Kişilerin enerjileri değiştikçe, ilişkilerde olumlu değişimler gözlenmeye başlar. Aileden tek bir kişi bile kendi nesli için Aile Dizimi çalışmaları yaptığında, diğer bireyler bu çalışmalardan haberdar olsun olmasın, olumlu değişimlere uğrarlar.

Aile Dizimi henüz dünyada hiçbir resmi kurum tarafından kabul görülüp sahip çıkılmasa da yeni yeni uygulanmaya başlanan ve doğru ellerde çok iyi sonuç veren bir çalışmadır. Fakat yine de herhangi bir konuda tedaviyi vaat eden, sağlığı iyileştiren ve tıbba alternatif bir tarafı yoktur.

 

Aile Diziminin İşleyişi

Aile Diziminde hikâyesine bakılan kişiye “açılımcı” denir. Hikâyesindeki oyuncuların tümüne ise “katılımcı” denir. Açılımcı kişi kendisini ve ailesini temsil edecek kişileri seçer. Grup üyeleri ise içlerinden geldikleri gibi, serbestçe hareket etmeye ve kendilerini en rahat hissettikleri konumlara geçmeye başlarlar. Onları adeta ortamdaki enerji yönlendirir.

Daha önce bu deneyimi yaşamayan ve görmeyenler de dakikalar içinde enerjinin akışına kapılır ve rolün gerçekliği kadar hikâyenin dramına girer. Açılımcı kendisi için konumlanan bu grupta kendi annesiyle, babasıyla ve atalarından gelen duygusal yüklerle yüzleşir. O anda dil susar, enerji çalışır. Kişiler kendilerini ifade etmedikleri halde herkes birbirini hisseder ve anlar. Bu sahnede enerjinin gücü ortama öylesine hakimdir ki sadece açılımcı değil, herhangi bir roldeki kişi bile kendi hikâyesini yaşamaya başladığı için şifalanmaya başlar. Birisi diğerinin annesini canlandırırken kendi annesiyle ilişkileri gözünün önüne gelir ve role girmesi de kaçınılmaz olur. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında dizimi yapılan kişi çalışmaya bizzat katılabilir. Aile Dizimi, geçmişteki o kaos anını enerji boyutunda yeniden canlandırır ve olayı çözümlemek ister. Bu tablo bazen öyle bir hal alır ki ani yaşanan ölümler, tecavüz vakaları, katliamlar, aile içinde dışlanmalar, suçluluk duygusu ve özellikle göç gibi önceki nesillerin travmalarının bizlere nasıl aktarıldığını kendi gözlerimizle görebiliriz. Travmanın veya tıkanan ruhun/enerjinin amacı kendini göstermek olduğu için görünür olduğunda enerji boşalır ve rahatlama yaşanır.

Aile Dizimi ile ilgili bilinmesi gereken önemli bir nokta var. Aile Dizimi gibi Psikodrama ve Aile Heykelleri gibi yöntemlerde kişinin düşünceden uzak kalabilmesi, özellikle içinden geldiği şekilde davranması önemlidir. Çünkü bu zihinden serbest ortam sayesinde içimizde yıllarca gizlenmekte olan yüklerimiz ortaya çıkmaya cesaret edebilir. Günlük hayatımızda hissetmekte olduklarımızı çoğunlukla mantık çerçevesinden geçirerek dışa vurmayız. Aile Dizimi gibi yöntemlerin işe yaraması için de kişinin içinden geldiği gibi davranıp hissetmesi ve düşüncelerini ve düşünceye eşlik eden konuşmaları olabildiğince en aza indirmesi gerekebilir. Ancak bu şekilde ortamdaki bütün kişilerin enerjisiyle bağ kurabilir. Kişi tıpkı bir wifi ağına bağlanır gibi o enerji sistemiyle bağlantıya geçer. Bu da birbirini tanımayan insanların ortamın enerjisiyle birlikte açılımcının yaşadığı acıya benzer bir duyguya bağlanmasına yarar. Bir diğerinin sisteminde taşıdığı olumsuz enerjinin yeni bir katılımcıda aynı şekilde açığa çıkması ve sahnede canlanması mucizevi gibi dursa da gerçektir. Katılımcı olarak role giren kişinin açılımı yapılan kişinin sistemindeki figür ile aynı duyguyu hissetmesi ve sistemle bağlantıya geçmesi, hem kendi sistemini hem de açılımcının sistemini şifalandırmaya başlar. Bu bağlantı sayesinde geçmişin bu enerji yükü güvenli ortamda ortaya çıkabilir. Aksi halde enerji yine kendini gösteremeyeceği için tıkanıklık devam eder. Tüm iyileştirici tekniklerin ortak yanı da budur. İçtekilerin ortaya çıkabileceği bu özgür alan, geçmişin yüklerinin ortaya çıkıp kendini göstermesine yardımcı olur.

 

Ortaya Çıkışı

Aile Dizimi yöntemi 1990’larda Bert Hellinger tarafından oluşturuldu. Son 20 yılda ortaya çıkan yeni bir teknik olmasının yanında oldukça eski kuramlardan yararlanarak oluşturulmuş ve uygulanan kişiler tarafından oldukça faydalı görülen bir tekniktir.

Psikoloji dünyasında Freud ile beraber ilk bakım veren yani anne ile olan ilişkinin kişi üzerindeki güçlü etkisi üzerine düşünülmeye başladı. Bu düşünüş, Anna Freud, Melain Klein ve Winnicott gibi kuramcıların gördükleri hastaların etkisiyle oldukça kuvvetlendi. Hatta durum öyle bir hal aldı ki anne tek başına kişinin yaşadıklarının ‘günah keçisi’ olarak görülmeye başlandı. Bu dönem boyunca annenin kişi üzerindeki etkisini kanıtlayan pek çok veri bulunmaya devam ederken bazı kuramcılar tarafından kişiyi etkileyenler çerçevesi genişletilmeye başladı. Çünkü annenin kişi üzerindeki etkisi oldukça önemli olsa da, insan hayatı boyunca sadece annesiyle karşılaşmıyor, pek çok farklı ilişki kuruyordu. Bu sebeple kişinin dinamiklerini bir tek anneye yüklemek yanlış olacaktı.

İlerleyen süreçte kuramcılar genişleyen çerçeve içerisinde aile ile ilgili özelliklere dikkat etmeye başladılar. Kişinin anne dışında baba ya da kardeşler ile olan ilişkileri incelendikçe anne dışındaki aile üyelerinin de kişinin hayatındaki etkileri ortaya çıkmaya başladı. Hellinger ise kişinin ‘yaşam senaryosunu’ önceki nesillerden devralıp sanki kendi yazgısıymış gibi sahiplendiğini gördü. Nesiller önceki ataların bile kişinin yaşamını etkileyebileceği görüldü.

Aile Dizimi annenin, ailenin ve geçmiş nesillerin kişiyi etkileyişi üzerine çalışılan bir teknik olarak böyle bir zihinsel zeminde ortaya çıktı. Özellikle Moreno’nun Psikodraması ve Virginia Satir’in Aile Heykeli yöntemleri bunlardan ikisidir. Psikodrama danışanın kendisini ve bir grup katılımcının birlikte aile rollerini sahnede gibi canlandırılmasını içerir. Aile Heykelleri yöntemi ise ailede yaşanmış olayların sembolik olarak ifade edildiği ve aile üyelerinin duruşlarının, yakınlık-uzaklıklarına odaklanan bir yöntemdir. Satir Aile Heykelleri yöntemini gerçek aile üyeleri ile çalışırdı. İlk zamanlarda Aile Heykelleri çalışmasının yapılabilmesi için aile sisteminin tüm gerçek üyelerinin bulunması gerekliliği vardı. Bir gün Satir’in çalışmalarından birine aile üyelerinden biri gelmediğinde o üye yerine aile dışı katılımcılardan biri geçmiştir. Gerçek aile üyesi olmayan bu kişi eksik aile üyesinin yerine geçtiğinde süreç içerisinde gerçek kişi gibi davranmaya ve hissetmeye başlamıştır. Böylece gerçek kişiler olmasa bile yerine geçen kişilerin de canlandırmalarda aynı enerji içerisinde oldukları görülmüştür. Evet, bir diğer kişinin sizin anneniz gibi davranabilmesi, aynı hisleri hissederek harekete geçebilmesi çok ilginçtir. Ancak Aile Diziminde en önemli kural olan konuşmama ilkesi, kişiyi biliş durumundan ziyade dürtülerine yönlendirir. Bu da bir diğerinin hislerini hissedebilmeyi ve davranışlarına yansımayı sağlar.

Kişilerin olmadıkları kişiler gibi davranabilip hissetmeleri oldukça ilginçtir. Bu hisler öyle bir hal alabilir ki temsilciler gerçek aile üyelerinin fizyolojik rahatsızlıklarını dahi hissedebilirler. Örneğin bir ailede babayı temsil eden kişi gerçek babanın sağ dizindeki ağrıyı hisseder. Bunun açıklaması ile ilgili pek çok farklı görüş olmakla birlikte nasıl gerçekleştiğini kesin olarak bilemiyoruz. Kuramcılar yaşanılan bu durum karşısında kişilerin özel bir enerji alanına girdiklerini söylemişlerdir. Bu alana morfogenetik alan, bilgilendirici alan ya da bilme alanı gibi isimler verilir. Morfogenetik alan görüntü, koku, dokunma ve tatma gibi iletişim türlerini içinde barındıran fakat onlardan daha farklı olarak insanların paylaştıkları bir alan olarak tanımlanır. Bu alan sayesinde duyu organlarıyla algılanamayan meseleleri tüm insanlar olarak paylaşabilir hale geliriz.

 

Enerjiyi Anlamak Üzerine

Aile Diziminin bu tuhaf görünen işleyişinin basit bir enerji uygulaması olarak açıklanması, meseleyi anlamak için yeterli değildir. Bu işleyişi anlamanın yolu maddenin çok daha derinlere dayanıyor. Son yıllarda fizik alanında yapılan araştırmalar atom hatta atom altı parçacıklarının hareketlerinin bir gözlemcinin varlığına göre değişebildiğini ortaya koydu.

Temel fizik kanunlarına göre belli bir şekilde davranması beklenen atom altı parçacıklar gözlemcinin var olduğu durumda farklı davranarak, evrenin işleyişine dair temel fizik kanunlarının gerçekliğini bile şüpheye düşürdü (Çift Yarık Deneyi). Somut anlamda erişebildiğimiz dünyadan daha fazlasını gözlemlemeye başladığımızda evrenin işleyişinin bilimin kabul ettiğinden çok daha farklı ve kaotik gibi gözüken bir düzende olduğunu öğrendik. Gözlemcinin varlığına göre atom altı parçacıkların davranışlarını değiştirmesi bize niyetin gerçeği değiştirebileceğini kanıtladı.

Araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar evrendeki tüm maddelerin adeta görünmez iplerle birbirine bağlı olduğunu gösterir. Aslında tüm uzay bir dolaşıklık içerisindedir. Evrenin dolaşık oluşu, her maddenin öyle ya da böyle birbirleriyle bağlantılı olduğunu kanıtlar. Böylece bizler Aile Dizimi esnasında adını dahi bilmediğimiz kişileri hissedebilir ve o kişiler gibi davranmaya başlayabiliriz. Bu araştırmalar tasavvufta bahsedilen Vahdet-i Vücud kavramını akla getirir. Vahdet-i Vücud, varlığın tek ve bir olduğunu anlatır. Sufi inancına göre varlık tektir ve her şey o tek varlık içerisindedir. Böylece aslında ayrı olan bir şey yoktur, her şey bir ve iç içedir.

Niyet Deneyi

Aile Dizimi “morfogenetik alan” adı da verilen bir enerji sistemiyle çalışsa da temel çalışma prensibinde “niyet” yatar. Niyet kelimesi basit duruyor olabilir. Çünkü niyet, yapılmamış bir şeyin akılda yeşermesi ve kendinize “Evet, ben bunu yapacağım,” demeden önceki son düşünce hamlesidir. İşte bu kadar küçük gibi duran ancak geçmiş ve gelecekteki her şeyi kökünden şekillendiren bu ayrıntı, Aile Diziminin de çekirdeğini oluşturur. Niyet, atom altı parçacıklardan tutun da canlı ya da cansız herhangi bir nesnenin bütün kaderini bile değiştirebilir.

Kuantum alanında yapılan araştırmaları destekleyen niyet deneyiyle ünlenen McTaggart’ın yapraklarla ilgili çalışmasının Aile Dizimini açıklayabilen bir yanı vardır. Deneyde bir grup yaprakla çalışan McTaggart yaprakların daha parlak olmasına niyet etmiştir. Bir hafta sonra karşılaştığı sonuç şaşırtıcıdır. Yapraklar, üzerine herhangi bir niyet edilmeyen yapraklara göre görünür derecede daha parlaktır. Bu durum bize niyetin maddeyi değiştirebileceğini kanıtlar. Aile Dizimi esnasında oluşan bu alan, varlığını şifalanmak niyetiyle oraya toplanan insanlara borçludur. Buradan açılımcının niyetiyle orada bulunmasını ve katılımcının tanımasa bile onun enerjisine girebilmesini daha rahat anlamlandırabiliriz.

Niyetin bir sonraki adımı, o konuda eyleme geçmektir. Yani zihinde olan niyetin söze dökülmesidir. Örneğin Japon bilim adamlarının su molekülleri ile yaptığı bir deneyde, suya söylenen olumlu sözlerin suyun moleküler yapısını düzenli ve ahenkli olarak değiştirirken olumsuz sözlerin karmaşık ve kaotik olarak değiştirdiği bulunmuştu. Yani sözlerin ne kadar etkili olduğu bu deney ile ispatlanmıştır. Ancak niyetin madde üzerindeki değiştirme gücü, söze dahi dökülmeden önceki fikir olması hasebiyle daha da mucizevidir. Dizim sisteminde bir araya gelen kişilerin birbirleri için girdikleri roller ve o anda hissettikleri, tamamen alanın enerjisi ve niyetin o yönde olmasıyla doğru orantılıdır. Bu sayede kişiler tanımadıkları kişilerin acılarını hisseder ve gerçekte olan hikâyeye benzer duygular ile hareket etmeye başlarlar.

Sonuç olarak, şifalanmaya giden bu yolda ister inancı kullanın ister Aile Dizimini, niyetinizin şifalanmak olmasıyla atılan her adım sonuç verecektir.

Kuantumdan tutun tasavvufa kadar var olan açıklamalar bize, rasyonel mantık ile açıklanamayan meseleleri belki açıklamak değil fakat anlamak için bir alan sunuyor.

Kadim Bilgilerden Aile Dizimine Bakış

Dizimle ilgili bütün bu bilgilerin en sıra dışı tarafı, enerji sisteminin yüzyıllardır süregelen kadim bilgiler ve dini inançlarla büyük ölçüde örtüşmesidir. Örneğin dua etmenin olumlu yönde etkisi, niyet deneyinde olduğu gibi istediğiniz bir konuyla ilgili maddeyi değiştirme gücüne işaret eder. Aynı şekilde bedduanın da kişilerin niyetinden ötürü kendisine ya da karşı tarafa vereceği zarar, teknik olarak niyet deneyinin maddesel etkisini andırır.

Nazar, beddua, ah almak, hak yemek, haksız kazanç, cinayet, gıybet, hırsızlık, büyü, ana ve babaya asi olmak, intihar, kürtaj, zalimlik, fitne çıkarmak ve küfür gibi günah olduğuna inanılan davranışlar, karmik enerjiyi bozan duygusal yük sebepleridir. Aile Dizimi Batı kökenli olmasına rağmen bu temaları baz alır. Bu tür ağır yüklerin sonuçları, kişiyi etkilediği gibi yedi nesle kadar uzanan bir karmik enerjiyi de altüst edebilir. Böylece morfogenetik alan olarak bahsedilen, nesillerin paylaştığı alanda oluşan karmik yük, fark etmesek bile bizi etkisi altına alarak hayatımızı önemli ölçüde etkiler.

Aile bir sistemdir ve bu sistem üst nesillerden de etkilenerek bir döngü oluşturur. Çünkü herkesin bir anne ve babası olduğu gibi o anne ve babaların da etkilendiği kendi ebeveynleri vardır. Bu yorum bile bizi kökleri olan koca bir ağaca benzetirken üst nesillerden nasıl etkilendiğimizi sorgulamamızı sağlayacaktır. Bu sistem içerisinde var olan bir sıkıntı, özellikle görülmeyen bir durum, normalde olması gereken enerjiyi keser. Örneğin anneannenin ani biçimde kaybettiği bir bebeğinin olması, bir sonraki bebeğine davranış şeklini değiştirdiği gibi, onun da kendi çocuklarına etkisini değiştirecektir. Burada tıkanan alan ilk bebeğin kaybı olmaktadır. O nedenle çözümlenmesi gereken alan da orasıdır. Aile Dizimi bu gibi durumların ortaya çıktığı bir yöntemdir. Burada önemli olan aileye ve aile üyelerine değil de sisteme bakmaktır. Yani aile, bir dişlinin çarkları ile oluşan mekanizma sayesinde bir sistem yaratır. Bu çarklar birbiri içerisinde etkileşimdedir. Aynı zamanda her bir çarkın hareketi bir diğerini ve dolayısıyla tüm sistemi etkiler. Aile Dizimi bu sistemik anlayış ve maneviyatın bir birleşimi niteliğindedir.